Futbolda Kadın?

Futbolda kadın olmak… Çok çeşitli tanımları vardır bunun; yabancı olmak, yadırganan olmak, el üstünde olmak, itici olmak, sevimli olmak, “kafa” olmak, “kafa ütüleyen” olmak gibi… Tanımlar hep öznel, hep değişken. Söylemler tanıdık fakat samimiliği tartışılmakta… Sevimli olmak adına “futbola kadın şart” diyerek içten içe “kadının ne işi var oralarda” diyen hesaplı kitaplılar da var, samimi olarak kadını tribünde isteyenler de…
İyi güzel, erkeklerin ne düşündüğünü az çok biliyor, görüyor, duyuyoruz zaten. Fakat kadınlar ne diyor bu işe esas önemli olan o değil mi? Karşısındaki erkeğin “Ofsaytı anlat madem futbolu biliyorsun” diye aklınca sınadığı kadının tutumu ne? Kadın futbolun içinde kendini nerede görüyor? Kadın ne yapmak, nasıl var olmak zorunda?
Seyircilik, taraftarlık adı her neyse… Tribündeki bayanlar, kadınlar -artık onun da adı her neyse- bu “taraftarlık”ı kendi potasında eritip, kadın gibi yaşatmak, yansıtmak zorunda kanımca. Zorunda evet. Kadın gibi yaşamak zorunda ki, futbolun içindeki varlığı, yine ve yeniden erkeğin egemenliğine girmesin.
Kadın kahrolur, üzülür, öfkelenir, bağırır, çağırır da ama sahaya çakmak atmaz mesela. Cüzdanından parasını çıkarıp oyuncuyu, hakemi ya da başkasını hedef almaz. Kadın iki metre ötesindeki oyuncusuna ağza alınmadık küfürler etmez bir basket maçında örneğin. Ya da bir stadyumda galeyana gelmiş binlerin “kadın temalı” küfürlerine katılmaz, dinlemez, desteklemez. Kadın çirkinleştirmez tribünü, kadın en çok güzel olması sever çünkü.
Tribün kültüründe küfür var deniyor, silinemez, kaldırılamaz bir gerçeklik. Evet, var, doğru. Ama kadın kültüründe yok, olmamalı da. En “baba” küfürlerin kadın temalı olduğu memleketimde, kadının kendi benliğine küfretmesi zaten akla, mantığa, kadınlığa sığmaz.
Bir kadın tribündeyken öncelik kadınlığındadır. Tribüncülükte değil. Çünkü önce kadındır, sonra “tribündeki” sıfatını almıştır. Tribüncülüğünü, kadınlığı yönlendirir.
İçine annelik diye tabir ettiğimiz gizli bir “can verme” gücü ve güdüsü yerleştirilmiş varlıktır kadın. Garip bir örnek ama işte bu nedenle çok azı katil olur ya kadınların… Katil olanın sebebi ya evladıdır, ya kadınlığını korumak genellikle… Yani, doğuştan “canlı”ya saygı sevgi vardır kadının içinde, insana da hayvana da. Koruma, kollama, acıma, empati vardır içinde. Yüce duygulardır bunlar. Bu yüce duygular kadının olduğu yere yansımalıdır, o nedenle diyorum ki: kadınlık tribünde saklanmamalıdır. Ne anlatmak istediğim net değil mi?
Nihayetinde, kadının olduğu yerde, kadının “gerçekten” taraf olduğu yerde iyi bir şeyler oluyordur. Elbette başta söylediğim “futbolu kadın gibi yaşamak” zorunluluğunu ve sorumluluğunu taşıyamayanlar bu güruha girmiyor. Futbolu erkeksileşmek olarak görmek ve futbolla birlikte erkeksileşmek, yabancılık duygusunu bastırmak için kolaycıların başvurduğu bir yöntemdir olsa olsa. Elbette erkek egemenliğinde olan bir “şey”e yönelince kabul görmek, uyum sağlamak zor. Tökezlemek, elde olmadan etkilenmek kolay. Fakat kendin olmaktan çıkmak başka bir şey… Ha, demiyoruz ki cıyak cıyak bağırın stadyumda yahut oturup kalkamayacağınız elbiseleri giyin, bir parmak makyajınız olsun yüzünüzde, bir erkeğin koluna sığının tribünde ürkek ürkek… Onu da yapmayın n’olur? Bu değil çünkü kadın olmak. Bu değil ki varlığını öyle ortaya koyasın tribünde de… Bir arası olmalı bu işin. Kadınlığına yabancılaşmadan taraftar olmanın, futbola yabancılaşmadan kadın olabilmenin bir yolu olmalı, bir arası olmalı. O aradaki oluğu bulanlar; sizler akmaya devam edin yolunuzda, sizler var olun…
Ve son söz:
Her hafta sonu 3 gün koca koca yüzlerce adamın oturup “Nereye gidiyor Türk futbolu?” konu başlıklı sürekli tekrarlanan içi boş muhabbetlerini dinlemekten sıkıldık. Türk futbolunun, futbol kültürünün, kulüp değerlerinin ve sporun birleştirici özelliğinin kulüplere yüklediği sorumlulukların gittiği yere “dur” demek için, kadın elinin ve kadın bakış açısının sisteme aktif olarak dâhil olmasına izin verin artık. “İzin” istemek her ne kadar söylemlerimle çelişiyor görünse de, futbolun orta yerine olanca ağırlığıyla çöreklenmiş güçlere başka türlü seslenebilecek durumumuz yok. Kadını magazinsel bir malzeme olarak kullanmaktan vazgeçip, onlara en azından halkla ilişkilerde, basınla ilişkilerde yetki vererek futbolun içinde tutun. Bakın bakalım ne oluyor, neler değişiyor… Buna sizin de, bizim de ihtiyacımız var.
Majurani

Futbolda kadınlar ne denli etkili olur ya da ilgiyi ne kadar çekerler bilmiyorum ama tribünlerde çok etkili olabilirler. Küfürün ve çirkin tezahüratların engellenmesini bir nevi sağlayabilirler. Gerçi tribün ambiansı farklı oluyor. İnsan kendini kaybedip ne dediğini bilmiyor.
Küfür konusunu abartan bir grup zaten yanında kadın varmış yokmuş umursamıyor.
Yaşadık biliyoruz yani.
Tabii ki daha sağduyulu, kontrollü olanlar üzerinde kadının varlığı etkili.
ama burda mesele tribünde küfürü sonlandırmak da değil. zannetmiyorum ki bunu başarabilelim. Yalnızca kadınların kendini futbolun içinde nereye yerleştirdiğini iyi anlaması lazım. örneğin ben bile henüz yerimi belirlemiş değilim. yazıp çizdiğim, anca düşünce fırtınası kalıbına sokulabilir. fakat son iddiamda ısrarcıyım, kadınlar kulüplerde aktif olarak görev almalıdır. almalıdır, almalıdır. “ya alacak ya da alacaktır” diyorum sayın Çiller’e atfen.
Kadın var, kadınlığının farkında olup taraftarlık yapan.
Kadın var, kadınlığını rafa kaldırarak taraftarlık yapan.
Eminim tüm kadınlar “taraftarlığa” kadınlığının bilincinde olarak başlıyor. Önce kadınım , sonra taraftar diyor. Ona göre hal ve hareketlerini şekillendiriyor.
Bir elinde aynası bir elinde atkısı dilinde marşı.
Peki ne oluyorda bir süre sonra bir kısım erkeğimsi kadın taraftar peyda oluyor tribünlerde?
Ne oluyorda aynanın yerini çakmak, atkının yerini bozukluk marşın yerini özenti küfürler alıyor canım hatunlarda.
Bu ani evrimin, bu kendini kaybedişin nedeni ne olaki?
Var olabilmek için düzene uyma çabası mı yoksa ?
Tribünde küfrün önüne geçebilmek için, farklı bir bakış farklı bir güzellik belkide farklı bir hoşluk için kadınlar yerlerini tribünde yerlerini almalı elbette. Ama “kadınlığını koruyabilen” kadınlar olmalılar.
Kadınların sporu değil bence.
Bir dosta teşekkürler yorumu için..
Geçtiğimiz aylarda Kasımpaşa maçında kapıdaki görevli çantamı ararken allığımı buldu. Enli, ele gelir bir kutusu vardır. Polis de kadın tabii. Arkadan başka birini çağırıp “bunu sahaya atar mı?” diye sordu… Lan?!
)
)
“Maç bileti kadar para verdim ona sizce atar mıyım?” dedim. Kadın kısmısı makyaj malzemesini atar mı bea
Neyse…
Serhat bey, abi, kardeş;
Bence de erkeklerin sporu değil desem nasıl çürüteceksiniz?
Biz oynuyoruz mu diyeceksiniz?
E biz de oynuyoruz.
Biz izliyoruz mu diyeceksiniz?
E biz de izliyoruz.
Biz yazıyoruz mu diyeceksiniz?
E biz de yazıyoruz.
Biz seviyoruz mu diyeceksiniz?
E biz de seviyoruz.
Biz güzelleştiriyoruz mu diyeceksiniz?
E o kadar da yalan olmaz artık..
Kadının olduğu yer güzeldir…
Bu arada Kasımpaşa maçı demişim. Kasımpaşa – Trabzonspor maçı idi. Gidişatı da sonucu da malum… Ama ben hala aynı allığı kullanıyorum…