O Gerçek Bir Megaloman: Jose Mourinho -I-

2004 yılının sonlarıydı… İngiliz futbolunun efsanesi Brian Clough’tan sonra Britanya’nın bu sıra dışı adamla tanışmasının ilk dönemleriydi o sıralar. Her ne kadar Beckham’ın kaşından büyük bir ustalıkla kan alabilen Sir Alex Ferguson türünün son örneği olarak kabul edilse de, İngiltere o dönemde fazlaca deli bir insanı tanıyacak; kimileri nefret edecek, kimileride hayranlık duyacaktı.
İngiliz futbolunun babaları Bill Shankly, Bill Nicholson, Cloug gibi efsaneler gördüyse de gözler, Jose’yi farklı kılan bir şeyler vardı. Sadece sert birer yönetici olmanın verdiği sorumluluğun ötesinde gerektiğinde bir baba, gerektiğinde ise bir arkadaş gibiydi. Çağdaş bir antrenörün güç ve hassasiyet arasındaki o ince çizgiyi müthiş bir denge kurgusu içinde koruması gerektiğinin dersini veriyordu izleyenlere.
Şampiyonlar ligi finalinin kazanıldığı Gelsenkirchen kentinde, stadyumun medya merkezindeki bir sohbet esnasında yeni bir maceraya, dolayısıyla da farklı bir mücadele içine girmek durumunda olduğunu, kendisini buna mecbur hissetiğini söylemişti.

O sıralarda Chelsea, Roman Abramovic’in, Boris Yeltsin’in Ruslara ait petrol ve doğal gaz yataklarını utanç verici bir şekilde satışa çıkarması yoluyla elde ettiği servetinin sadece küçük bir kısmıyla İngiltere’de o dönemde dikkatlerin üzerinde olduğu bir kulüptü. Ama O da farklıydı. Birçokları da bu farklılığın bilincindeydi aslında. İngiliz futboluna hükmeden iki kulübün tekeline son verecek belki de tek kişiydi. Kolay bir iş değildi, ama bunu da Jose gibi biri yapabilirdi…
Barcelona’ya karşı çıkacağı şampiyonlar ligi mücadelesinden bir gün önce resmi basın toplantısında kendi takımını, hatta daha da ileri giderek Barca’nın takım kadrosunu da duyuracağını söyleyecek kadar sıra dışı, kokain skandalına adı karışan Mutu’yu kazanmak için gösterdiği olağanüstü çabayla hem bir dost, Rijkaard için kullandığı ”futbol kariyeri kupalarla dolu, benimse teknik adamlık kariyerim. Onun ki mi? Koca bir hiç! ” ifadesiyle sözünü esirgemeyecek kadar sivri dilli, yeri geldiğinde ise futboldan kalan zamanının tamamını eşi ve çocuklarına ayıracak kadar mütevazi bir aile babasıydı.
Çok farklı insan profillerini bünyesinde barındırabilme ustalığından olsa gerek Clough’a benzetiliyordu. Biraz geçmişe gidilirse Clough’un yaşadığı yönetimsel megaloman sendromunun kurbanı olması yeni nesil antrenörlerin atacağı adım ve davranış biçimleri noktasında yol gösterici bir rehber niteliğindeydi. Zira Clough hayatı boyunca bir gün diktatör faşist, diğerinde ise yardımsever bir sosyalist olabilecek kadar farklı ruh haline sahip bir görüntü çizmişti insanların gözünde. Hatta aynı dönemin bir başka sansasyonel menajeri Malcolm Allison kendisi için bir tür ‘Rolls-Royce komünisti’ yakıştırmasını yapmıştı. Clough – Jose paralelinde yaşanan benzerliklerden ötürü insanlar aynı sonun senaryosunu çoktan kurgulamıştı kafalarında; elbette bu efsaneninde bir sonu gelecekti.

İngiliz medyasında hakkında her gün onlarca haber yapılıyor, iddialar atılıyordu. Frank Lampard’ın muhteşem volesi ve futboluyla damgasını vurduğu 4-2’lik Bayern maçında cezalı olmasına rağmen, sahaya çıkan asistanına sürekli mesajlar gönderdiği, bazı medya organlarında ise daha ileri gidilerek Stamford Bridge’e 6 saat öncesinden giriş yaparak çamaşır sepetine saklanması ve Rui Faria’ya taktik notların yer aldığı bir dizi kâğıt parçaları verdiği söylentileri gündemi epey meşgul etmişti. Çok fazla umursamadı, Cardiff’te kaybettiği Fa Cup finalinden sonra söylediklerini hatırlattı: “İmajımla ilgilenmiyorum, sadece grubumu düşünüyorum.”Anlaşılması zor olsa da insanlar gün geçtikçe anlayacaktı.
Sunday Telegraph gazetesi köşe yazarı Barclays’a göre iddianın yaşandığı gün Mourinho, stadın 100 km ötesinde Village Hotel’in fitness merkezinde seyretmişti maçı. Devamı geldi.
Adı sürekli iddialarla anılan bu futbol devi, sadece saha kenarında işaret parmağını suratına koyarak maçı takip eden, öldürücü taktiksel hamlelerle rakiplerini ustalıkla nakavt etmeyi başaran bir taktisyenden ibaret biri değildi. Gerek saha içi gerekse saha dışında ağzından çıkan her cümleyle fark yaratan bu adam aynı zamanda örnek bir de barış elçisiydi. Dünya kupası elemlerinin oynandığı dönemde oyuncularının milli takımları için ülkelerine gitmesinden sonra soluğu Kudüs’te aldı. Filistinli ve İsrailli futbol yeteneklerinin aynı takımlarda karma mücadelesi için oradaydı. Üç günlük ziyareti boyunca gösterdiği sorumluluk izleyenleri hayrete düşürmüştü. Başbakan yardımcısı Peres ile birlikte sayısız çocuk arasına karıştı ve bir gün boyunca 250 İsrailli ve Filistinli antrenöre kendi deneyimlerinden yola çıkarak hazırladığı görsel gösterimler içeren bir ders verdi. Futbol kariyerine başlamadan, öncesinde 4 sene öğretmenlik yapmış olan Mourinho için çok fazla zor olmadı bu durum; tecrübeliydi.”Doğaçlama” tercüme içinde anlamını yitirirken semantik yaratıcılığın tarifsiz örneği çekiciliğini fazlasıyla arttırmıştı diye ekliyordu ünlü gazeteci Barclays. Bu davranışı kendisinden nefret eden birçok gazeteyi de etkilemişti, saklamamışlardı.
“Kim ve ne olduğumu yalnızca eşim ve futbolcularım biliyor…”
Erdem Keser

Rivayete göre Portekiz başkanlık seçimlerinde 2000-3000 arası insan mevcut adayların isimlerini silip Jose Mourinho ismini yazmışlar.
Sivri dili ve çoğu futbolcuda olmayan karizmayla futbolun ayrı bir rengi olarak görüyorum.
messi yılda 11 milyon kazanıyorza bu adam 50 milyon kazanmalı