Sarışın Ok: Alfredo Di Stefano

Posted on 08. Oca, 2010 in: Futbolun İlahları

Alfredo di Stefano

O ismi anlatmaya kelimeler yetmez. Benim en sevdiğim futbolcu tiplerinden en iyisi.Yakaldığını atan işini yapan bir adam. Namı diğer Sarışın Ok Alfredo Di Stafano.

Önce onun hakkında neler söylenmiş sizlere aktarayım.

’Saha onun ayakları altında doğmuştu ve onun ayaklarında yeşerdi.” Uruguaylı romancı Eduardo Galeano, kimilerine göre gelmiş geçmiş en iyi futbolcu olan Alfredo Di Stefano’yu bizlere bu cümlelerle sunar. Galeano şöyle devam eder: “Top ayağındayken, alan değiştirmesi, ritim değiştirmesi, tıpkı huzur verici bir yürüyüşten durdurulamaz bir kasırgaya benzer; top kendisinde olmadığında ise, onu marke edene kendini unutturup boşluklara doğru kayar, oyun boğulmaya başladığında taze hava arayan gene O’dur. Sıkça oyunu okur, bütün sahayı görür ve hızla yer değiştirir; böylece saldırısını yapabilmek için kendine alan açar. Gol ile sonuçlanan her hareketin başında, ortasında ve sonunda o vardı ve her renkten goller attı.”Bütün oyun alanı onun ayakkabılarının içine sığıyordu.”demiştir. Bu sözler onun nasıl bir futbolcu olduğunu fazlasıyla anlatıyor.

A. Di Stefano

Real’den takım arkadaşı ve antrenörü olan Miguel Munoz da Stefano ile saha içerisinde yakın oynamanın işini çok kolaylaştırdığını, o bölgede bir kişi fazla var gibi oynadıklarını söylemiştir.

Roman Calderon(Real’in Perez’den önceki başkanıdır kendisi) parkta gezerken Di Stefano’nun heykeline rastlayan baba ve oğul hikayesini şöyle anlatıyor..

“Baba” demiş çocuk “bu adam futbolcu muydu”?

Babası yanıtlamış “Hayır oğlum, o bir takımdı”

Bende şöyle anlatayım. Futbol tarihinin gelmiş geçmiş en komple oyuncusu. Eğer Cristiano Ronaldo, Zinedine Zidane, David Beckham, Luis Figo, Ronaldo gibi futbolcular UEFA Şampiyonlar Ligi dâhil birçok kupayı kazanmalarına rağmen hala Real’in beyazını giymeyi düşlüyorsa, bunun büyük bir kısmı Di Stefano’nun yarattığı efsaneden dolayıdır.

Tam adı Alfredo di Stefano Laulhe olan sarışın ok İrlandalı bir anne ve İtalyan asıllı bir babanın çocuğu olarak 1926′da Buenos Aires’te doğdu. Futbola çok meraklı olan Alfredo futbolu bazen sokak köşelerinde ve boş arsalarda, bazen de Boca Stadına giden yolun sonundaki büyük Lezama Parkında veya stadın etrafında oynarmış. Alfredo o zamanlar dükkânlara bir iş için yollandığında yeteneklerini etraftaki bir şeyi tekmeleyerek veya onu topmuş gibi sürerek geliştirirmiş.

Alfredo mahalle takımında da yer almaya başlamıştır. 12 yaşında Barracas kentinin Los Cardelos takımının yöneticilerinin dikkatini çekerek genç takıma terfi etti. Los Cardelos’ta 3. yılında attığı 32 golle takımına yıllardır bekledikleri amatör lig şampiyonluğunu kazandırdı. Bu başarıyla bir anda Arjantin’de bütün kulüplerin dikkatini çekti ve River Plate’in ikinci takımında forma giymeye başladı.

Futbola River ın ezeli rakibi Boca nın stadı La Bonbonera’nın çevresinde başlayan Alfredo nun River a gitmesi bana hep ilginç gelmiştir. Boca’lı kimse fark etmedi mi bu çocuğu? Böyle biri nasıl fark edilmez.

Efsane 16 yaşına geldiğinde River’da da yükselen başarı grafiği ona River Plate’in A Takım formasını giyen en genç oyuncu unvanını getirdi. Daha sonra birinci lig koşullarına alışması için gönderildiği Huracan’da 66 maçta attığı 52 golle zirveye ulaşmış ve efsane resmen geliyorum demiştir.

Alfredo di Stefano

Daha sonra teknik direktör Adolfo Pedernera’nın River dan Atalanta ya gitmesiyle Alfredo River’a geri çağırılır ve idolü Arsenio Erico ile forvet hattındaki yerini alır. O yıl River Plate maç başına 3 gol ortalamasıyla şampiyon olduğunda, Di Stefano da 30 maçta atttığı 27 golle Arjantin gol kralı olmuştur ve o artık Arjantin’in La Saeta Rubia’sıydı. Yani Sarı Ok’uydu. Herkesi büyülüyordu. Bu başarı kendisine Arjantin milli takımının formasını da getirmişti ve 29 maçta görev almıştır. O süreçte bir de Copa America yı kazanmıştır. Bu kupa da oynadığı 6 maçta 6 gol atmıştır.

Arjantin’de o dönem bir kaos oluşmuş halk fakirmiş zaten yoksulluk diz boyu futbolcular maaşlarını alamamışlar. Anlayacağınız birçok sorun varmış. Sonra futbolcular grev yapmışlar ama Alfredo hiçbir zaman ağzını açmamış. Bunun sonucunda da bir çok yetenek ülkeyi terk etmiş. Eski Teknik Direktörü Pedernera o sırada Kolombiya’nın Millonarios takımında görev yaparken Alfredo’ya ona katılmasını teklif eder. Alfredo’ da hiç düşünmeden kabul etmek zorunda kalır tabikide.

O günlerde şöyle bir açıklama yapmış Alfredo ; “Gençtim, evliydim, yaşamımı kazanmak için gitmem gerekiyordu”. Ülkesindeki birçok futbolcunun darboğazda olduğunun farkında olarak. “Kolombiya’da para vardı demiştir.

Sitemizin sloganında denildiği gibi Futbol asla üç puandan ibaret değildir sözü Alfredo’nun sözlerinde gerçekliği buluyor. Futbol biraz da paradır.

Di Stefano

Kolombiya’nın yeni oluşan milli ligi federasyonla sorunlar yaşamış ve FIFA tarafından yasaklanır ve lig tanınmaz. Yasaklanan takımlardan Millionarios’da yüksek maaşları kullanarak dünyanın her yerinden yıldız oyuncuların ilgisini çekiyormuş. Kolombiya futbol tarihindeki bu devire ‘el Dorado’ denmiştir. Millonarios’un oyun tarzına Blue Ballet (Mavi Bale) adı takılmış o zamanlar çünkü izlemesi çok keyifliymiş.

Pedernara ve Hector Rial ile birlikte Millionarios’a transfer olarak ligin en güçlü kadrosunu oluşturmuşlar. Pedernera’nın etkisi ve Stefano’nun sahada büyüsünü göstermesi Kolombiya futbolunun temellerini atmıştır. Stefano burada geçirdiği 4 yılda çıktığı 292 maçta 267 gol atarak takımına 4 yıl üst üste şampiyonluk ve 1 Kolombiya kupası getirerek bu takımın da tarihini değiştirmiştir. Daha sonra buradaki üstün oyunundan sonra Kolombiya federasyonundan gelen milli forma teklifini de, zaten çok az maça çıktığını düşünerek kabul eder ve bu formayla dört maça çıkar.

Millonarios’un 50. yılı sebebiyle çıktıkları turnuvaların İspanya ayağında Real Madrid’le karşılaşan ve onları da yenerek turnuvayı kazandıklarında bütün Avrupa’nın gözünde takımını tek başına şampiyon yapan adam konumuna gelmiştir. Bu başarının ardından Barcelona Di Stefano’nun transferi için Kolombiya’ya geldiğinde Millonarios’tan olumsuz yanıt alır. Fakat bonservisi FIFA’ nın önünde yasal olarak River Plate’in elindeydi. FIFA Kolombiya Ligi’ni tanımadığı için bonservisi River’da tekrar açıklayayım. Yani bu şu demek oluyor o takımda attığı 267 gol sahte bir ligden ibaret. O yüzden FIFA nezdinde gol sayısı az görünür yanılgıya düşmeyin. Daha sonra Barcelona’da bu durumdan yararlanarak River Plate ile anlaşıp Alfredo’ya İspanya’da imza attırır. Fakat FIFA’ nın resmen tanıdığı bu transferin karşısında İspanya’nın faşist diktatörü Franco ile yakınlığı bilinen ve Real Madrid’i dünyanın en iyisi yapmaya kararlı başkanı Santiago Barnebau vardır.

di

Stefano’nun FIFA tarafndan tanınan anlaşmasını, şaibeli olduğu gerekçesiyle İspanya Futbol Federasyonu tarafından fes edilmesini sağlar. Böylece hakları Barcelona elinde olmasına karşın Di Stefano’nun Barca forması giymesi yasaklanır. Bu durumda mecburen Di Stefano’nun Real Madrid’e satışı gerçekleşir. Belkide Stefano Barca’ya gitseydi iki takım arasındaki oldukça yüksek kupa farkı Barca lehine olacaktı. Kimbilir. Bu olay Barcelona – Real Madrid savaşının da miladı olmuştur zaten. Ardından Katalonya’da iki takımın karşı karşıya geldiği maçta atılan beş golün dördünün Di Stefano’ya ait olması bu savaşı iyice alevlendirmiştir.

Böylece Di Stefano’nun ellerinde gelen şampiyonluğun ardından ilk Avrupa Şampiyonluğunu attığı üç golle takımına kazandırarak en iyi ünvanına kavuşur bizim Efsane. Stefano’nun dehası istatistikleri ve övgüler ile açıklanamaz aslında ama yiende Real Madrid forması altında istatiki bilgileri vereyim. Çıktığı 282 maçta 218 gol atmıştır. Bu süreçte de İspanyol Ligini de tekeline almış ve takımıyla beşinde gol kralı olduğu sekiz şampiyonluk yaşamıştır. Kazanılan 5 Şampiyon Kulüpler kupası ve bu kupada attığı 49 golle kırılması zor bir rekora da imza atmıştır. Daha sonra biliyorsunuz bu rekoru 2005 yılında Raul Gonzales kırmıştır. Bu kupaların hepsinde gol atmıştır. Aynı kupada Real Madrid ile 1962 ve 1964′te iki final daha görmüş ancak kendisinin gol atamadığı bu finalleri Real Madrid kaybetmiştir. Bu da onun Madrid’in herşeyi olduğunu açıklıyor bence.1960′ta ilk kez düzenlenen Kıtalararası kupada da zafer kazanmıştır. 1957 ve 1959 yıllarında Avrupa Yılın Futbolcusu Ödülü’nün de sahibi olmuştur.

Kulüp bazında kazanılabilecek en iyi başarıları Real Madrid ile yaşadı ve bir kez daha milli forma dönemi geldiğinde, eksik kalan milli formayla Dünya Kupası için İspanyol vatandaşlığına geçerek İspanyol milli takım formasını 31 defa giymiştir. Bu onun 3. milli takımıydı ve deyinmeden edemeyeceğim 3 milli takım da oynayıp Dünya Kupasında forma giyememiştir.

FBL-ARGENTINA-DI STEFANO-COPAM

3 milli takımda oynamasını da bir söyleşisinde de şöyle açıklamıştır. ”İrlanda kanı taşıyan, İtalyan kökenli, eski Arjantin, yeni İspanya vatandaşı bir insanım. Birkaç milli forma giymem bunun doğal sonucudur.”

Real’de kalede bile görev yapmışlığı vardır. Kaleci sakatlandığında yerine geçmiştir ve iyi bir maç çıkarmıştır. Kalede bile insanları futbola doyurmuştur. O, yeteneğini iki ayrı kıta ve üç ayrı ülkede kanıtlayan ilk futbolcuydu.

Daha sonra 40 yaşında Real den Espanyol a geçip o muhteşem futbol kariyerine noktayı koymuştur. Real den ayrılmasının sebebini ise numara aşkı olduğu söylenmektedir. Hayatı boyunca giydiği 9 numarayı Real Madrid sırtından çıkarınca Madrid’e veda etmiştir, Yüzyılın golü hususunda Marco Van Basten ile yarışmış olan efsane sırt sorunlarından bir türlü kurtulamamış ve bu nedenle yine 40 yaşında jübilesini yapmak zorunda kalmıştır.

Bu kadar başarıdan sonra Di Stefano olmasaydı Real Madrid yüzyılın takımı seçilir miydi diye soruyorum kendime ama cevabı hemen buluyorum.

Futbolu bıraktıktan tam 25 sene sonra, 1991 yılında, France Football dergisi tarafından kendisine, ”Avrupa’da bütün zamanların en iyi oyuncusu” ünvanı verilmiştir.

Başından geçen en ilginç olaylardan biride kaçırılması… Real Madrid’de oynarken seslerini duyurmak isteyen Venezüellalı komünist bir grup tarafından kaçırılmıştır, Bütün İspanya ayakta, emniyette kırmızı alarm verilir ancak aramalar bir türlü sonuç vermez. Düşünsenize şimdi C.Ronaldo’nun kaçırıldığını? Neler olur.

Bu zaman zarfı içinde eylemciler Di Stefano’ya hiç zarar vermemişler, bir süre sonra da onu serbest bırakmışlar. Çünkü zarar vermeleri halinde kendilerine zarar geleceğini düşünmüşler. Ünlü futbolcu da daha sonra bu grubun eylemlerine karşı sempati beslediğini belirtmiştir.

Di Stefano

Daha sonra Teknik Direktörlük yapmaya başlamıştır. İlk takımı Elche’dir. 1969–1970 sezonunda Arjantin’in Boca Juniors takımını çalıştırmış ve Arjantin şampiyonluğunu elde etmiştir. Boca’da görev yapması onun ne kadar iyi ne kadar ılımlı bir insan olduğunu gösterir aslında. Bu dönemde River’da oyna Boca’da hocalık yap gerçekten zor iş.

1970–1974 arasında Valencia’da görev almış ve bu takımı 1971′de İspanya Lig şampiyonu yapmıştır. 1974–1975 sezonunda Sporting lizbon, 1975–1976 sezonunda Rayo Vallecano, 1977–1978 sezonunda Castellon takımlarında görev yapmıştır. 1978–1980 döneminde yeniden Valencia takımında görev almış ve bu takımla 1979′da İspanya kupasını almış ve 1980 yılında Avrupa Kupa Galipleri kupasını finalde Arsenal takımını penaltılarla yenerek kazanmış, aynı yılın Süper Kupasını da elde etmiştir.1981 ve 1982 yıllarında River Plate takımında görev almış ve 1981’de Arjantin Ligi şampiyonluğunu kazanmıştır Sarışın Ok. 1982–1983 sezonunda Real Madrid’i çalıştırmış, bu takımla 1983′te Alex Ferguson’ın çalıştırdığı Aberdeen takımı ile Kupa Galipleri Kupası finali oynamıştır ve  2–1 yenilmiştir. Bu da Alex Ferguson efsanesinin fitilini ateşlemiş gibi görünüyor. Bakınız şimdi nerelere geldi. 1986–1988 arasında tekrar Valencia ve 1990–1991 sezonunda kısa bir süreliğine daha Real Madrid takımlarında teknik adam olarak görev yapmıştır.

Madrid takımında çeşitli idari görevlerde de bulunmuştur. Ayrıca Real Madrid’in onursal başkanıdır. Transferler imza töreni ve basına tanıtıldığında hep çağırılır. En son Kaka ve C.Ronaldo trasferlerinde görmüşsünüzdür. Ayrıca Lakabı Sarışın Ok Real Madrid’in uçağına isim olarak verilmiştir.

Son olarak bişeyler daha yazayım, futbolla ilgilenenler bu isimleri tanır Eusebio, George Best ve Helenio Herrera Di Stefano’yu oyunun tarihindeki en iyi futbolcu olarak gösteriyorlar. Bunlara en son geçtiğimiz günlerde Pele’de eklendi. Biliyorsunuz sürekli Pele’yle Maradona kıyaslanır. Maradona Pele için hiç Avrupa oynamadı diyor. Pele ise Maradona’nın elle attığı golün dışında kafa golü yok ve sağ ayağıyla topa iyi şut vuramıyor diyor. Oysa Di Stefano komple bir oyuncu, bu nedenle o, en büyük!” “Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu Real Madrid’li Alfredo Di Stefano’dur demiştir.

2008 yılında FIFA ve UEFA tarafından tüm zamanların “en komple futbolcusu” ödülünü almıştır. Bu ödülün sağlığında verilmesi beni oldukça mutlu etmiştir. Böyle bir oyuncuyu canlı izleyemediğim için çok üzülüyorum. Yetişemedik işte.

Alfredo Di Stefanos

Ayrıca Di Stefano severler merak etmesin yaşlı bedeni artık narin olsa da hala başını dik tutuyor ve Real’in Santiago Bernabeu stadındaki küçük ofisinde krallar gibi yaşıyor. Ve gazeteyi okumaya hala arka sayfadan başlıyor.

”Total futbolun efendisi” ‘’İlk Galacticos’’ Alfredo Di Stafano’ya saygılarımla…

Gökhan KAN

Bir Yorum

  • Blanco G. (dribling.net) on Pazar, 10th Ocak 2010 at 01:02

    Saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok.. :)



Yorum Ekle